Dünyada milyonlarca kadın polikistik over sendromu ile mücadele etmektedir. Bu kadar sık karsılaşılan bir durum olmasına rağmen henüz bilimsel olarak polikistik over sendromunun isimlendirilmesinde, tanımlanmasında, teşhisinde ve tedavisinde bir çok bilinmeyen bulunmaktadır.
1990 yılında, National Institutes of Health (NIH) toplantısında tanı kriterleri belirlendi. Bu kriterlere göre polikistik over sendromu tanısı kongenital adrenal hiperplazi, androgen salgılayan tümör, hiperprolaktinemi ve tiroid bezi bozukluğunun olmaması koşuluyla oligo-anovulasyon ve hiperandrogenizm birlikteliği ile koyuluyordu. Bu kriterlere göre menopoz öncesi dönemde kadınların yaklaşık % 10 unda polikistik over sendromu görülmektedir.
2003 yılında, American Society and Reproductive Medicine (ASRM) ve European Society for Human Reproduction and Embryology (ESHRE)’ nin ortak toplantısında polikistik over sendromunun tanı kriterleri değiştirildi. Hiperandrogenizmi olmayan sadece oligo-anovulasyon ve ultrasonografide polikistik over görünümü olan kadınlarla birlikte, oligo-anovulasyonu olmayan sadece hiperandrogenizmi (klinik ve/veya biyokimyasal) ve ultrasonografide polikistik over görünümü olan kadınlar da polikistik over sendromu tanı kriterlerinin içine alındı. Böylece daha çok kadın polikistik over sendromu tanısı almaya başladı. 2003 yılından itibaren polikistik over sendromu 3 parametre kullanılarak 4 alt gruba ayrılmış durumdadır. Kullanılan parametreler; Hiperandrogenizm (klinik ve/veya biyokimyasal), Oligo-anovulasyon ve ultrasonografide polikistik over görünümüdür. Bu üç parametreden herhangi ikisinin varlığı polikistik over sendromu tanısını koydurmaktadır.
Grup-1
Hiperandrogenizm (klinik ve/veya biyokimyasal), Polikistik over görünümü (+), Eumenore
Grup-2
Normoandrogenizm (klinik ve/veya biyokimyasal), Polikistik over görünümü (+), Oligo-amenore
Grup-3
Hiperandrogenizm (klinik ve/veya biyokimyasal), Polikistik over görünümü (-), Oligo-amenore
Grup-4
Hiperandrogenizm (klinik ve/veya biyokimyasal), Polikistik over görünümü (+), Oligo-amenore
Obesite ve insülin direnci de polikistik over sendromunda sık görülen iki durum olmasına rağmen henüz tanı parametreleri içersinde yer almamaktadır. Polikistik over sendromuyla obesite arasındaki ilişki henüz tam olarak aydınlatılmış durumda değildir. Obesite sekonder olarak insülin direnci oluşturan ve/veya insülin direncini arttıran çevresel bir faktör olarak kabul edilmektedir. Bunun sonucunda obesiteye bağlı insülin direnci sekonder bir faktör olmaktadır. Polikistik over sendromunda görülen androgenik karakterde abdominal tip bir obesitedir. Androgenik obesite de primer tanı kriterlerinden biri olan hiperandrogenizme sekonder bir faktör alarak kabul edilmektedir. Obesite nin sex hormon binding globulin (SHBG) düzeyini düşürdüğü buna bağlı olarak ta serbest androgen düzeylerinin artmasına neden olduğu ve yağ dokusunun artmasıyla periferde yağ dokusunda gerçekleşen androgen üretiminin artmasına neden olduğu bilinmektedir.
Obesiteye sekonder olarak gelişen hiperinsülineminin insülin direncine paradoksal olarak overde teka hücrelerinde üretilen androgenlerin yapımını arttırdığı bilinmektedir. İnsülin direnci ve hiperinsülinemi ile folikülogenez ve ovulasyon arasındaki ilişki klinik olarak anlaşılmış olmakla birlikte henüz patogenezi tam olarak bilinmemektedir. Bu konuda yapılacak çalışmalara ihtiyaç bulunmaktadır. Polikistik over sendromunda obesiteye sekonder olarak gelişen insülin direncinden farklı bir intrinsik mekanizmayla da insülin direnci oluştuğu bilinmektedir. Fakat, sadece bir grup polikistik over sendromu olgusunda bu mekanizma görülmektedir. İnsülin direnci ve polikistik over sendromu arasındaki ilişkiyi obesiteden bağımsız olarak inceleyen çalışmalara ihtiyaç bulunmaktadır. Ancak, bu ilişkinin ortaya konulması sonucunda polikistik over sendromu olguları için ideal bir insülin direnci ölçüm metodu oluşturulabilir. Günümüzde polikistik over sendromunda hala standard bir insülin direnci ölçüm metodu bulunmamaktadır. Obesite ve insülin direnci ve polikistik over sendromu ilişkisinin aydınlatılması sonucunda obesite ve insülin direnci de polikistik over sendromunun tanı kriterleri arasına girebilir yada giremeyebilir.
Sonuç olarak, 2003 yılında yeniden belirlenen tanı kriterlerinin ve gruplandırmanın tanıda olduğu kadar tedavi yaklaşımında ve araştırmaların homojen olması ve standardizasyonunun sağlanmasında da olumlu sonuçlara yol açacağını düşünmekteyim.